Bir transferin anatomisi ve kaçırdığımız fırsat!

Haber gorseli
Haberlerimizi Google’da Takip Edin

Gelişmelerden anında haberdar olun.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Geçtiğimiz günlerde spor medyasının gündemine düşen bir haber, futbol dünyasındaki endüstriyel gerçekliği bir kez daha yüzümüze çarptı. Bayern Münih, Eintracht Frankfurt’tan Nathaniel Brown’u 55 milyon Euro bedelle kadrosuna kattı. Transfermarkt verilerine baktığınızda bu hamle, dünya futbol tarihinin en pahalı dördüncü sol bek transferi olarak kayıtlara geçti. Transfer haberi zihnimde ülke futbolumuz açısından beni bambaşka bir yere götürdü. İzah edeyim…

BROWN TÜRK MiLLi TAKIMI’NDA OLABiLiRDi

Bu oyuncunun dedesi Türk. Zamanında federasyon bünyesinde görev yapan Hamit Altıntop ve Levent Sürme gibi isimlerin yoğun mesaileri ve kişisel gayretleri ile bu oyuncu Türk Milli Takımı’na kazandırılmak istendi. Fakat netice alınamadı. Futbolda bu tarz süreçlerde bazen sonuç alırsınız, bazen alamazsınız; buraya kadar her şey doğal kabul edilebilir. Asıl sorun, bu arayışların ve operasyonların arkasındaki metodolojide başlıyor

FRANSA’DA KAÇ OYUNCU ORiJiNAL FRANSIZ?

Fransa Milli Takımı’nın turnuvalarda ne kadar kusursuz işler yaptığını, kupalara nasıl ambargo koyduğunu hep birlikte hayranlıkla izliyoruz. Peki, bu takımın içindeki kaç oyuncu orijinal, safkan Fransız? Bir başka örnek… Yakın zamanda küresel medyada yer alan çarpıcı bir analize denk gelmiştir:

“Dünya Kupası’na en çok Fransız oyuncular damga vurdu” deniyordu.

48 takımlı yeni turnuva ekosisteminde, farklı bayraklar altında oynayan en yüksek oyuncu popülasyonu Fransız kökenlilerden oluşuyor.

SANTRFORSUZ GELECEK VE DEVŞiRME FORMÜLÜ

Peki, biz ne yapıyoruz? Günlerdir, aylardır sahada bir “9 numara”, yani kaliteli bir santrfor arıyoruz. İşin acı tarafı, santrforların damga vurduğu bir Dünya Kupası’na, kronik bir santrfor problemiyle, adeta golcüsüz gittik. Sormak gerekiyor:

Bugüne kadar tıpkı dünyanın dev futbol ekollerindeki rakiplerimizin yaptığı gibi, net bir golcü devşiremez miydik? Tıpkı diğer ülkelerin yıllardır başarıyla uyguladığı gibi, milli takımdaki eksik bölgeleri bilimsel raporlarla tespit edip, o bölgelere nokta atışı yabancı oyuncular devşiremez miydik?

Elbette devşirebilirdik. Ancak temel bir çelişkimiz var:

Biz daha kökeni Türk olan oyuncuların bile ay yıldızlı formayı seçmesi konusunda bu kadar büyük bürokratik ve psikolojik zorluklar yaşıyorken, daha da önemlisi bu işi kurumsal bir “izleme ve ikna birimi” olarak yönetmekten acizken nasıl istikrarlı bir performans hayal edebiliriz?

Bu hayati süreçleri, o dönem görevde olan profesyonellerin kişisel inisiyatifine, kaygısına ve bireysel emeğine terk ediyorsak, kurumsal bir milli takım kimliğinden bahsedebilir miyiz?

EKOLLERiN KURUMSAL KiMLiK SINAVI

Almanlar, işler kendi adlarına kötüye gittiğinde “Bir dakika, durun” dediler; “Bizim eksik bölgelerimizi tamamlayacak şekilde oyuncu devşirmemiz gerek.”

Santrfor krizi yaşadıklarında sistem içinden çözümler ürettiler, Mesut Özillere, İlkay Gündoğanlara zamanında en kritik dönemlerde formayı teslim ettiler. Hatta bu son Dünya Kupası başladığında, Alman medyası nitelikli makaleler üzerinden çok ciddi bir özeleştiri tartışması yürütüyordu:

“Neden artık gurbetçi Türkleri Alman Milli Takımı’nda yeterince tercih etmiyoruz/kazanamıyoruz?” diye sayfalarca fikir üretiyorlardı. Adamların medyası bile sistem eksikliği üzerinden analiz kasarken, biz sadece oyuncunun o günkü bireysel performansı, iyi ya da kötü oynaması üzerinden sığ bir tartışma yürütüyoruz.

KENDi KiMLiĞiMiZLE BATI AVRUPA STANDARDINA

Biz şu anda kurumsal kimlik yaratmanın neresindeyiz? Ne yazık ki bir Dünya Kupası’nı daha evde televizyon başında izlemenin sadece bir tık uzağındaydı milli takımımız; sadece turnuvanın kıyısından geçip, seyahat edip sıfır hikâye ile geri döndü. Şimdi kalan maçları izlerken sormamız gereken soru nettir:

Kurumsal birimlerimiz, kökeni Türk olan ya da potansiyel vadeden oyuncuları milli takıma kazandırmak için sistematik bir çaba içinde mi, yoksa yine Hamit Altıntop ve Levent Sürme örneğinde olduğu gibi işi kişilerin şahsi gayretine mi bırakıyoruz?

DEVLETTEN KOLAYLIK iSTENDi Mi?

Oyuncu devşirme kriterlerimiz sert ise, bu duvarları aşmak adına devlet yetkililerinden esneklik ve yasal kolaylık talep ediyor muyuz? Biz kurumsal bir milli takım yaratmadığımız, turnuvaları sadece duygusal dalgalanmalara, anlık maç performanslarına bağlı şans faktörlerinden kurtaramadığımız sürece, kaç büyük organizasyona üst üste katılabiliriz ki?

Elbette bunu yaparken kendimize ait genetik özellikleri kaybetmeden başarmalıyız. Bizim en büyük gücümüz; kabiliyetli, teknik yeteneği yüksek çocuklardır. Bizim milletimiz sahada her şeyden önce saf kabiliyet ve estetik seyretmek ister.

Bakin, bir dönem dünya futbolunda herkes Brezilya’nın estetiğine ve teknik profesyonelliğine özeniyordu; Brezilyalılar ne zaman ki Avrupa’nın atletizmine özendiler, işte o gün kendi kimliklerinden koptular ve bugün turnuvalarda üst üste başarısızlıklarla can çekişiyorlar. İtalyanlar, aynı şekilde İngilizlerin fiziksel atletizmine özendikleri için bugün kendi futbol kimliklerini kaybetme noktasınagediler.

KENDi KiMLiĞiMiZDEN KOPMAMALIYIZ

Bizim yapmamız gereken şey; kendi kimliğimizden, coğrafyamızın genetiğinden kopmadan; futbol zevklerimizi, maharetli olduğumuz yaratıcı oyun sahalarını terk etmeden kurumsal bir milli takım mekanizması inşa etmektir. TFF’nin ve ilgili kurumların bu yönde çalışması için teşvik edici makaleler yazmalı, derinlikli tartışma ortamları yaratmalıyız. Yoksa işi o gün çizgiden içeri girmeyen topa, penaltı kaçıran oyuncuya indirgeyip, futbolcuyu sadece oynadığı kulüp takımı üzerinden fanatizmle değerlendireceksek, bu gemiyi güvenli bir limana ulaştıramayacağımız aşikardır.

SON SÖZ: Küresel futbolda kalıcı başarı; tesadüfi jenerasyonlara ya da bireylerin gayretlerine değil, eksik bölgeleri doğru teşhis edip esnek ve kurumsal bir “devşirme/kazandırma” mekanizması işleten akla aittir.

yok

Author: Elif Demir