‘Beyin, her gün yaptığımız küçük seçimlerin toplamına göre yaşlanıyor’

Haber gorseli
Haberlerimizi Google’da Takip Edin

Gelişmelerden anında haberdar olun.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Son yıllarda ‘longevity’ yani sağlıklı ve uzun yaşam kavramını sık sık duyar olduk. Şimdilerdeyse bu yaklaşımın odağında beynimiz var… Çünkü ömrümüz uzarken hafızamızı, zihinsel gücümüzü ve bağımsızlığımızı ne kadar koruyabildiğimiz de önemli. Burada da devreye son zamanların trendi ‘nörolongevity’ giriyor. Nörolog Prof. Dr. Derya Uludüz “Beyni sadece unutkanlık başladığında hatırlamamalıyız” diyor.

‘Longevity’ tam olarak ne anlama geliyor?

Türkçeye uzun ömür olarak çevriliyor. Sağlıklı yaş almak; Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımıyla, ileri yaşlarda iyi olmayı sağlayan fiziksel ve zihinsel işlevselliği geliştirmek ve korumaktır. Amaç sadece uzun yaşamak değil; yaş aldıkça hayattan eksilmemek.100 yaşına ulaşmak güzel bir hedef ama asıl değerli olan o yaşta kendi kararlarını verebilmek, hareket edebilmek, hatırlayabilmek ve yaşamdan keyif almak. Bu nedenle sağlıklı ve uzun yaşamın merkezinde beyin sağlığını, kas gücünü, kaliteli uykuyu, doğru beslenmeyi, hareketi, ruhsal dengeyi ve sosyal ilişkileri birlikte korumak var.

Peki, ‘nörolongevity’ nedir?

Bugün hepimiz daha uzun yaşamayı konuşuyoruz. Ama bence asıl sormamız gereken soru şu: “Bu uzun ömrü hangi beyinle yaşayacağız?” Çünkü insan ömrünü belirleyen organ beyindir. Kalbimizin nasıl atacağını, hormonlarımızı, bağışıklık sistemimizi, uykumuzu, hareketimizi, hafızamızı, karar verme becerimizi ve hatta yaşam sevincimizi yöneten merkez beyindir. Beyin yaşlanıyorsa bütün vücut yaşlanmaya başlar. Nörolongevity en basit tanımıyla beynin sağlıklı yaş almasını sağlayan bilim. Amacı yalnızca alzheimer, parkinson ya da inme gibi hastalıkları tedavi etmek değildir. Amaç, hastalıklar ortaya çıkmadan beynin yaşlanma hızını yavaşlatmak, zihinsel performansı korumak ve yaşam boyu üretken bir beyin oluşturmak.

Beynin yaşlanmasını gerçekten yavaşlatmak mümkün mü?

Bu soruyu yıllar önce sorsaydın cevabım ‘hayır’ olurdu. Oysa bugün nörobilim bize çok farklı bir şey söylüyor… Beyin yaşlanması tamamen durdurulamaz ama önemli ölçüde yavaşlatılabilir. Üstelik bunu sağlayan her gün yaptığımız küçük seçimlerin toplamı. Aynı yaşta iki insan düşünün. Biri her gün yürüyen, iyi uyuyan, zihnini sürekli yeni bilgilerle besleyen, sosyal ilişkileri güçlü biri… Diğeriyse hareketsiz, düzensiz beslenen, kronik stres altında yaşayan, uyku düzeni bozuk ve giderek yalnızlaşan biri olsun. İkisinin de kimlikteki yaşları
70 olabilir, ama beyinlerinin yaşları aynı değildir.

Nörolongevity yaklaşımı nörolojik hastalıklara nasıl etki ediyor?

Nörolongevity dendiğinde akla ilk olarak alzheimer, parkinson ve demans geliyor. Elbette bu hastalıkların riskini azaltmak ve mümkün olduğunca geç başlamalarını sağlamak nörolongevity’nin önemli hedeflerinden. Ancak bu yaklaşım yalnızca birkaç nörolojik hastalığı önlemeye odaklanan bir model değil. Beyin; kalbimizden bağırsaklarımıza, hormonlarımızdan kaslarımıza kadar bütün sistemi yöneten merkezdir. Bu nedenle nörolongevity, sadece beyni değil; beyni etkileyen tüm vücut sistemlerini birlikte ele alır.

Kliniğinizi ‘nörolongevity kliniği’ne dönüştürme kararı aldınız. Ne değişecek?

Kliniğimizde hastalarımıza bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşıyoruz. Elbette gerektiğinde en ileri nörolojik değerlendirmeleri, görüntüleme yöntemlerini ve biyobelirteçleri kullanıyoruz. Ancak bunları yaşam tarzı, ruhsal sağlık, zihinsel sağlık, bağırsak sağlığı, hormonal sağlık, metabolik sağlık ve kişiye özel risk analiziyle birlikte değerlendiriyoruz. Ben bu yaklaşımı ‘Beyin 360’ olarak tanımlıyorum. Amacımız yalnızca hastalıkları tedavi etmek değil; beynin güçlü yönlerini korumak, zayıf halkalarını erken dönemde belirlemek. Kliniğe gelen hasta gelecekteki beyin sağlığı için kapsamlı bir değerlendirmeden geçiyor. Hedefim hastalarımın sadece daha uzun yaşaması değil; hafızasını, hareketini, dengesini, enerjisini, üretkenliğini ve yaşam sevincini mümkün olduğunca koruyabilmesi.

 

‘İLK SIRADA UYKU VAR; SONRA HAREKET, BESLENME, STRES VE MERAK…’

◊ Beynimizin yaşlandığını gösteren ilk belirtiler nelerdir?

Bazen ilk sinyaller; dengenin bozulması, hareketlerin yavaşlaması, kas gücünün azalması, sık düşme, açıklanamayan vücut ağrıları, yürüyüşün değişmesi veya kişinin günlük işlerini eskisi kadar kolay yapamaması şeklinde ortaya çıkabilir.

◊ Beyin sağlığını korumaya kaç yaşında başlamak gerekiyor?

Beyni korumaya başlamak için en doğru zaman aslında bugündür. 20’li ve 30’lu yaşlarda amaç güçlü bir beyin rezervi oluşturmak; 40’lı ve 50’li yaşlarda damar sağlığını, hormonları, metabolizmayı ve kas kütlesini korumak önemli. 60 yaş ve sonrasındaysa bağımsız yaşamı, hafızayı, dengeyi ve yaşam kalitesini mümkün olduğunca uzun süre sürdürebilmek hedefleniyor.

◊ Beynimizi daha uzun süre sağlıklı tutabilmek için nelere dikkat edelim?

İlk sıraya mutlaka uykuyu koyarım. İkinci sırada hareket var. Üçüncü basamak beslenme. Bir diğer kritik konu stres yönetimi. Son olarak çoğu zaman unuttuğumuz bir alışkanlık daha var; merak etmeyi bırakmamak. Yeni bir dil öğrenmek, kitap okumak, farklı insanlarla tanışmak ya da yeni bir hobi edinmek… Beyin, yeni şeylerle karşılaştığında genç kalır.

◊ Birçok kişi vitaminler, takviyeler ve biyolojik yaş testlerine para döküyor. Hangileri gerçekten bilimsel olarak fayda sağlıyor?

Takviyeler birer gençlik iksiri değil. Doğru kişide, doğru eksiklik veya ihtiyaç için kullanıldığında faydalıdır. Beyin ve vücut sağlığı açısından özellikle dört desteği önemsiyorum; magnezyum, D vitamini, omega-3 ve koenzim Q10. B12, folat, demir, çinko ve diğer vitamin-minerallerse kişinin yakınmaları, beslenme biçimi, kullandığı ilaçlar ve kan değerleri değerlendirilerek verilmelidir. Biyolojik yaş testlerine temkinle yaklaşılması gereken araçlar olarak bakıyorum. Bugün bu testlerin tek başına bireysel tedavi kararlarını yönlendirecek kadar standart ve klinik olarak doğrulanmış olduğunu söylemek güç.

◊ Peki, nörolongevity’de pahalı testler, ileri teknolojiler söz konusu mu?

Nörolongevity kesinlikle yalnızca pahalı testlerden, genetik analizlerden veya ileri görüntüleme yöntemlerinden oluşmaz. Düzenli yürümek, haftada birkaç gün kasları çalıştırmak, iyi uyumak, tansiyon ve kan şekerini kontrol altında tutmak, sigaradan uzak durmak, Akdeniz tipi beslenmek, işitme ve görme sorunlarını ihmal etmemek, sosyal bağları korumak ve öğrenmeye devam etmek nörolongevity’nin temelini oluşturur.

yok

Author: Elif Demir